Soruya gidin:
Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM), ağır ruhsal hastalıkları olan bireylerin topluma kazandırılması, tedavilerinin takip edilmesi ve rehabilitasyon süreçlerinin yönetilmesi amacıyla hizmet veren, devlet hastanelerine bağlı ücretsiz birimlerdir.
TRSM’lerde; uzman doktor kontrolünde ilaç takibi, bireysel ve grup terapileri, sosyal beceri eğitimleri ve el sanatlarından müziğe kadar uzanan geniş rehabilitasyon atölyeleri bir arada sunulur. Temel amaç, bireyin hayat kalitesini artırmak ve onu toplumun aktif bir parçası haline getirmektir.
Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri, başta Şizofreni ve Bipolar bozukluk gibi ağır ruhsal rahatsızlıkları olan, düzenli takip ve sosyal destek ihtiyacı duyan bireylere hizmet verir. Kısacası; kronik ruhsal hastalığı nedeniyle toplumdan uzaklaşma riski taşıyan ve 18 yaşını doldurmuş; aktif alkol-madde bağımlılığı, kişilik bozukluğu ve mental retardasyonu bulunmayan bireyler bu hizmete başvurabilir.
Kişinin gerçeklikle olan bağının zayıfladığı, düşünce, duygu ve davranışlarda önemli değişikliklere yol açan kronik bir ruhsal hastalıktır. Kişi, gerçekte olmayan sesler duyabilir veya başkalarının inanmadığı düşüncelere (sanrılara) sahip olabilir.
Kişinin ruh halinin aşırı hareketli ve enerjik (mani) olduğu dönemler ile çok durgun ve üzgün (depresyon) olduğu dönemler arasında gidip gelmesidir. Tedaviyle bu iniş çıkışların dengelenmesi hedeflenir.
Şizofreni ve Bipolar Bozukluk tanılarından birine sahipseniz bağlı bulunduğunuz bölgedeki TRSM’ye kimlik belgenizle bizzat başvurabilir; yapılacak uzman doktor değerlendirmesinin ardından uygun bulunursa kayıt işleminizi tamamlayabilirsiniz.
Hayır, TRSM hizmetleri tamamen ücretsizdir ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kapsamında sunulur.
18 yaş üzeri yetişkin bireylere hizmet verilmektedir.
Merkezin hizmet verdiği bölge sınırları içerisinde ikamet etmek, takip ve ev ziyaretlerinin kolaylığı açısından önemlidir.
Yetmişli yılların başında İtalya’da büyük akıl hastanelerinin kapatılmasını ve toplum içinde tedavi anlayışını amaçlayan bir hareket başlatılmıştı.
1971’de Trieste’deki akıl hastanesinde 1200 hasta “yatıyor”du. İtalyan sağlık sisteminde o dönemde gerçekleştirilen reformla birlikte, ruh sağlığı bütçesinin % 94’ü toplum odaklı merkezlerin kurulmasına, sağlık ve sosyal hizmetlerin entegre edilmesine ayrıldı.
Bu dönüşümün sonrasında, hastaların iş edinme oranlarında artış, işlevselliklerinde yükselme ve suç oranlarında azalma gözlendi.
1974 yılına gelindiğinde ise, hastanenin kilitli kapıları açıldı ve hastaların diledikleri zaman dışarı çıkmalarına fırsat verildi. Hastane yıkıldı ve hastane çalışanları ile halk ele ele vererek iki buçuk metre yüksekliğinde, ahşaptan mavi bir at yaparak hastanenin girişine yerleştirdiler.
Geçmişte hastane faaliyetteyken hastane çalışanlarından başka hiç kimsenin dışarı çıkma hakkı olmadığı kurumdan çıkmasına izin verilen tek canlı çamaşırhaneden kirli çamaşırları dışarı götüren bir attı.
Köklü değişiklikle birlikte bu at bir bakıma özgürlüğün ve toplumdan kopmamanın bir sembolü haline geliyordu.
1980 yılında Dünya Sağlık Örgütü Trieste deneyimini şu sözcüklerle değerlendirmişti: “Ruh sağlığı merkezlerinin, grup evlerinin ve destekleyici toplum sisteminin sağlanması, akıl hastanesindeki yatak sayısındaki düşüşle eş zamanlı olmuştur.
Hastane koğuşlarının kapatılmasıyla hastane çalışanları ve hastalar toplumla bütünleşmiş, sorumluluğa ara verilmemiş ve adeta tedavi ekibi ve hastalar, büyük-depo akıl hastanelerinin ortadan kaldırılıması (deinstitutionalization) girişimini birlikte gerçekleştirmişlerdir.
Bu etkileyici öykünün baş mimarı ise Dr. Franco Basaglia idi.
Alıntı
https://sizofrenifederasyonu.org/722/mavi-atin-oykusu-bir-sehir-bir-hekim-bir-devrim/